Topardıç Köyü

Önceki
  • Zeynep Çeki
  • Maksut Çekoli
  • Donmez
  • *
  • *
  • *
  • *
  • *
  • *
  • *
  • *
  • *
  • Bebe, ismail donmez, seyfettin ceki ve Alle
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • *  ekleme tarihi  03.05.2009
  • * ekleme tarihi 05.05.2009
  • Efendi (Huseyin Ceki)  / ekleme tarihi 06.05.2009
  • Sırrı Koçak / ekleme tarihi 06.05.2009
  • *
  • *
  • *
  • *
  • *
  • *
  • *
  • ismail
  • Murtaza, mahmut, seyfettin, hasan, Huseyin, sukru, pasa, ismail donmez. Sukru
  • taytis,mehmet,seyfettin,pasa acil,aziz,muslum,muharrem,huseyin ismail, halil,aliriza,ali,mustafa..
  • seyfettin, ismail kaynak aziz yelken
  • yilmaz,aziz seyfettin,ali, fadime abla, sapkalida zeynel.guler
  • *
  • *
  • *
  • *
  • Ali Özcan
  • Zekiye Özcan
  • Zeynep -Güray Sönmez (almanya 1970)
  • *
  • *
Sonraki

GeriSizden Gelen Mektuplar

Toplam 0 yorum  |  Bölüm: Sizden Gelen Mektuplar  |    |  1856 Görüntüleme

Köyüm!...



Köyüm;

 

Sevgi insana en çok gerekli olan bir ihtiyaçtır. Yaşam kaynağımızın temelini oluşturur.

Ben insanları niye sevdiğimi, onlarla birlikte olmayı niye arzuladığımı veya yaşadığım yeri niye çok sevdiğimi düşünürüm?   Sevgi tebessümle, güler yüzle, konuşma şekliyle, hareketlerle, yapılan ikramlarla ve fedakarlıktan alınır, en önemlisi de verilmelidir...

Başkasından bunlar beklenmez, insanlarımızın çoğunluğu kendisi vermesi gerekirken hep başkasından beklenti içersinde olurlar. Bu da onları yanıltır, hayal kırıklığına uğratır. Başkasına yapılan iyilikten iyilik bekliyoruz. Bir beklenti içersine giriyoruz. Halbuki iyilik karşılık beklenmeden yapılır.

Her şey bir avuç toprak içinde gizlidir...


Geçmişin, anıların, özlemlerinden kopmak unutmak imkansızdır artık Çünkü çoktan bulaşmıştır o toprak, kalbine ruhuna beynine ve tenine. Memleket senden belki de kilometre lerce uzaktadır, ama yinede de duyarsın o dön diye gelen sesi. Gece kulağına fısıldar yada ağlarken gözündeki yaş olur ama o hep seni çağırır. Bu ses öyle güçlüdür ki karşı koyamassın, bir mıknatıs gibi çeker seni o çocukken üstünde oynadığın toprak ve o yüzdüğün dereler. hatırlar bazı şeylerin değerini kaybettikten sonra anlarız. Köyün özlemini dışarıda, başka illerde gurbette yaşayanların daha iyi anladığı gibi. Ana babanın değerini öldükten sonra anladığımız gibi. Çocukluğumuzun ve gençliğimizin o neşeli günlerinin ne kadar güzel olduğunu, daha sonraki yıllarda anladığımız gibi. Yakınlarımızla, dostlarımızla ve komşularımızla geçirdiğimiz günlerin ne kadar değerli olduğu gibi. Büyüklerimizden örnek aldığımız insanları kaybedince, kendimizi eksik hissettiğimizin farkına sonradan vardığımız gibi. Kısacası doğduğumuz ve yaşadığımız yeri değerli kılan insanlarımızdır. Ben o insanlarla o yeri seviyorum.




Köyden ayrılalı tam 37 yıl olmuş ve ben bu zamana kadar sadece,  2009 ‘un kışının yoğun olduğu,  Ocak ortasında gitmiştim. Bu bir  ziyaret değildi, annem hastalanmış ve durumu ağırdı, bu nedenle,  köye bu  gidişimi gitmemiş sayıyordum… siz de  öyle...

 Öyle ki, hem yaz tatilimizi köyde geçirmek fikriyle,  bizim çocuklar  babaannelerini ve dayılarını görecek, ,baba ocağını tanıyacak ve atalarının hatıralarına dokunabileceklerdi.

Saat sabahın beşiydi evden ayrılırken, biz akşam sekiz gibi  orada  olacağımızı hesaplayarak yola koyulduk.

 

İlk olarak Ankara’ ya vardığımızda, Ankara otaban girişi sağ şeritteki dörtlülerini yakmış,dizi dizi arabaları park halinde görünce, bir sorun olduğunu görmüş, sıradaki yerimi almıştım bile, Otobanda  iki yol ayırımı vardı biri , Ankara girişine diğeri ise  Samsun’a giden yol. Biz hangi yöne gidecektik? Sorma ihtiyacı duyduk. Ama kime?

Emniyet şeridine park etmiş diğer arabaların önüne geçip, dörtlüleri yakıp, arabadan inip, cep telefonundan tanıdıklardan yardım istemeye çalıştım

- aloo günaydın, yaa yolda kaldık, Ankara girişindeyiz yol ikiye ayrılıyor  sağ yol Ankara’ya, sol yol Samsun’a gidiyor,, Sivas’a gitmek için hangi yolu kullanacağız, (..?...) maalesef istediğimiz cevabı alamadık, diğer sürücülerde bayağı bir zamandır burada olduklarını söylediler herkesın elınde cep telefonu ile bılenlerden yol tarıfı almaya çalışıyorlardı ama nafile. .şaşkınlık kızgınlık ,belirsizlik… yolumuzu nasıl  bulacağız? Neyse ki şansımız yaver gitti,  o anda devriye gezen trafik oto ekibi geldi.

-Neden bekliyorsunuz burada?

-Memur bey, birimiz Çorum’a, birimiz Yozgat’a, birimiz Kayseri’ye, biz de  Sivas’a nasıl gideceğiz?.

Sağolsun tarifini yaptı, Samsun yolu üzürinden, Kırıkkale’ye  oradan yol ayırımı ile, Yozgat üzerinden, Sivas’a gidebilirsiniz..

Keyifle yolumuza devam ettik ve Kırıkkale’ye geldik biraz mola verelim hem çocuklar hava alsınlar hem de arabanın suyunu kontrol edim dedim.

Arabanın suyunu tamamlerken yanımıza İstanbul plaklı bir araba park etti, içinde altmış yaşlarında bir erkekle bir bayan, bir de yirmibeş yaşlarında genç bir erkek indi. Başımızla selamlaştık, altmış yaşlarındaki erkek;  havalarda çok sıcak, yazın ve gündüz yol almak çok zor. 

-nereye gidiyorsunuz? 

 ben Sivas'a.. 

- neresine? 

Kangal'a

bir an durdu,

-ordan nereye 

Topardıç köyüne derken gülmeye başladılar.

-Kimlerdensin?

ben şaşırdım hanımla göz göze geldim kimdi bunlar!.

kısa bir duraklamadan sonra, Çekoli ve Kasıklardan merhum, Gülali Sönmez in oğluyum. siz kimlerdensiniz ?( sanki çok tanırmışım gibi:) belki güvenlik için, belki de yol arkadaşlığı içindi o anda öyle geldi aklıma.

Biz sizinle akrabayız senin babaannenin (Şare) kız kardeşinin oğluyum ve senin babanın çocukluk arkadaşıyım dedi. Biraz rahatlar oldum malum insanlara güvenilmiyor hele bu son dönemlerde. Bir de babaannemin adını da söyledi ya, işte o zaman daha  da rahatladım en azından köye beraber gideceğiz düşüncesi aklıma geldi..(baya bir keyif aldım acıkçası)

Adının Maksut Poyraz olduğunu öğrendiğim abi, yanı kuzen çocukları (!) Dağönü (Şako) köyünde yaşadıklarını söylediler Üç beş hoş sohpetten sonra yolumuza devam ettik.( Nasıl olsa yol rehberimizi de bulduk rahatız artık :))

 

Bir an aklım karıştı, senelerdir akraba ve köylülerimizden hem uzaktayız hem de  kopuk yaşıyoruz,  düşünün kuzen cocukları bile birbirini tanımıyor ve yollarda tesadüfen karşılaşıyoruz.  Trajik bir durum ama yine de mutlu olduk..

 

Az zaman uz zaman derken, Sivas ili sınırları, önce Yıldızeli, sonra,  Sivas’a geldik. Burada ufak bir gezintiden sonra,2009 ocak ayında, Sivas merkezine ilk kez  annemin hastalağından dolayı buraya gelişimi hatırladım, ne garip şehir burası , Cumhuriyetin temelinin atıldığı şehir özelliğini taşımasına rağmen, görünen tablonun, laiklikten uzak hiçte iç açıcı olmadığı gözden kaçmıyor…Pir Sultanıyla, Aşık Veysel’iyle ,Ozanlarımızla, aydınlarımızla dünyaya birer örnek olmuş toplum gösterilirken, öte yandan aydın canların diri diri yakıldığı Madımak, yüreğim kanadı…iki Temmuz kimlerin yüreğini yakmadı ki…?

 

Kangal yolunu tuttuk, benim heyecanım büsbütün artırıyor ve küçüklüğümde yaşadığım o dönemler, çoşkusu, sıcagı, soğuk, savruk, kırık ve tozlu bir biçimde hızla geçiyordu, zihnimden, Ne garip..

Acaba değişmiş miydi? her şey yerindemiydi? Büyük dedemin evi (Qulayi Kaski ), Diğer Dedemin evi (Maksude Çekoli) komşuları, Köyün meydanı, çeşmesi, bakkalı Okulu ve tüm insanları nasıllar dı?  Sonra,  içimden bana neden bunca zamandır buraya gelmiyorsun diye soracaklar, yargılayacaklar mıydı, kızacaklar mıydı nasıl karşılayacaklardı ya da varlıgımdan haberdarlar mıydı. Ya da unutulmuştum da, görünce mi hatırlayacaklardı bilmiyorum ama tarifsiz bir korku, anlam veremediğim bir  heyecan vardı içimde.
Olsun; kızsınlar, sövsünler haklı yönleri olabilirdi, ama unutukları bir geçek vardı; kendı evlatlarını,  kendı canlarının varlıgını sorgulamayan veya varlıgıni bile unutukları bırileri vardı işte, ben en canlı örnektim ve benim gibi daha niceleri...Aranmamış, sorulmamış, saçı okşanmayıp göz yaşı silinmemiş niceleri.. “tıpkı benim gibi”ve ”tıpkı diğerleri gibi” Kızıyordum, soruyor, sorguluyordum yıllarca… ama şimdi şu an  umursamıyordum, çünkü köyümü görecek ve üstü puslu çocukluğumdaki hatıralarıma, çocukluğumdaki sokaklara, kaybettiklerimin mezarlarına, gece başımı yastığa koyduğumda akıttığım gözyaşlarıma, beni sevenlerin de sıcak dokunuşlarına, gidecektim.

Kangala vardığımızda, Maksut Poyraz ağabeylerden ayrıldık, onların yolu başka yöne imiş, bizim köye nasıl gideceğimizi tarif etti  etmesine de   ben heyecandan duymuyordum ki anlamsız anlamsız sallıyordum kafamı,  anlamış gibi.

Meydana geldiğim vakitte şimdi nasıl gideceğim yolu bulabilirmiyim düşünceysiyle sağa sola bakınıp acaba kime sorsam diye adam seçerken, esnafın birine sordum;

 

-selamanın aleyküm hemşom,,  Topardıç Köyüne nasıl giderim?

 

-Aleyküme selam hoşgeldiniz,,,  meydandan sağa dön ve o yol üzerinden dümdüz git karşına Karanlık köyünün  demiryolu çıkacak ve yolun karşısından soldan  gidersin önce çermik sonra sizin köy..

Tabi bunların anlatımı iki dakika yolun gidilmesi ise yirmi ama benim için  bir ömür olacağı aklıma bile gelmiyordu.

 

Yollar çok bozuktu, her taraf çukur ve taşlıydı, hızım on kilometreydi  ve yol bitmek bilmiyordu. Ayaklarım titriyor, avuçlarım terliyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor…soluksuz kalıyor gibiyim heyecandan ,dilim damağım kuruyor ve her geçen kilometre heyecanımı daha da artırıyordu..


Hanım soruyor gelmedik mi hala? Ben de şu tepeyi aşalım ondan sonra geldik sayılır. 

 -Kaç tepe oldu her tepe için aynı şeyi söylüyorsun.

Her tepeyi geçince acaba bu tepeden sonra mıydı heyecandan unutmuşum kaç tepeyi aşacağımızı, nihayet çermiğe geliyoruz. İçimde bir burukluk oldu,  küçükken geçtiğimiz çermiğin yolu daha iyiydi şimdi çok kötüydü, inanılmaz bir görüntüdeydi. Çermik’e   bizim köyden girişi kapatmışlar. Tümsek oluşmuş, köyümüze yapılan bir haksızlıktı bu, sonradan ögrendım siyasi sebeplerden dolayı bır engelleme yapmışlar  ama   beyınleri ancak bu kadar çalışmış. Bilmiyorlar kı bizim için her yolun çermik olduğunu,  bu moral bozukluğu bile içimdeki heyecanı dindiremedi..

O tepe, bu tepe derken uzaktan köyümüzü gördük her saniye yaklaştıkça heyecan dorukta, kalbim yerinden çıkacak gibi arabayı hızlandırmak bir an önce oraya varmak istiyordum ama nerde yine yollar, yine yolların bozuklugu yavaş  gitmemize sebep oldu, belki böylesi daha iyiydi bilemiyorum..

Köye yaklaştıkça benden terler akmaya başladı, önce değirmene ardından yavaş yavaş köye girdik,  okulun yanından geçerken okula baktıkça, o cıvıltılı sesler aklıma gelıyorduL okulun sıvaları dökülmüş, camları kırılmış, giriş kapısı yarı yarıya kırılımştı,bahce duvarları otlarla aynı seviyeye gelmişti, cok vahim durumdaydı. okulun arka kısmı lojmandı öğretmen burada kalırdı, bir  müdür odası bir de büyükçe bir sınıf vardı, sınıflar sıra sıra halınde olurdu ilk üç sıra, birinci ,ikinci ve üçüncü sınıflar, bıraz geniş boşluk dördüncü ve beşinci sınıflar vardı. Tüm sınıflar aynı sınıfta toplanmış olurdu, sabah erkenden gelir öğle arası verilir tekrardan akşama kadar ders yapılırdı. Okulun bir ortak yönü vardı herkes aynı öğretmenden ders alır,  ve ilk okula başlayanla bitirenler yan sıra halındeydı düşünsenize birinci sınıfı okuyan biri, beşinci sınıflarla dalgayı geçerdı ne haber aynı sınıftaydık diye hava atardıJ  Sınıfta gizlimiz saklımız olmazdı. abılerın veya ablaların, kardeşleri önünde fırça, dayak, yada aferin aldıgında yada en ufak bir sırrını anlatıldıgında bütün köyün haberi olurduJ

 

Bu okulda iki gün okuyabildim.Biçok insan ilkokulu bir okulda, bir öğretmenle bitirirken, yeri, yurdu evi belli olmayan, ordan oraya sürüklenen göçebe ben, ilkokulu tam altı farklı okul ve öğretmenle tamamlamıştım.. İnsanlar ilkokula ait çok az şey hatırlarlar, bunlar sizi en derinden etkileyen ve sizde iz bırakan hatıralardır.Gerisi unutulabilecek yaşanmışlıklar. Benim ilkokula dair unutamadığım anılarda burası, buradaki o iki gün ve diğer okullara başlarken o ilk günlerdeki hissetiğim, yalnızlığım ve korkularımdır…

 

Burada okuduğum  o iki günün havasını solumak bile cok güzeldi.

 

Okulun solundan yukarı dedemlerin evine doğru geliyoruz, dayımlar ve akrabalar bizi bekliyorlardı,

 

-Neredeyse yola çıkıp sizi  karşılayacaktık, çok geç kaldınız ! çok merak ettik…diyorlar haklı olarak çünkü çok zaman kaybetmiştik yollarda…

 

 

Herkes oradaydı kimler yoktu ki, Annem, Mustafa dayım , Baco yengem, Hülya abla ,Hamza dayım, (merhum) Ahmet Dönmez dayı, Suna yengem hepsi bizi beklemişlerdi.

o an rüyada gibiydim..

Çocuklar ilk defa Babaannesi ve dayılarını görmeye gelmişlerdi.

Sevinç ve mutluluk hepsinin gözlerinde okunuyordu
Tarif edilmeyecek kadar heyecanlıydım

Arabadan eşyaları indiriyoruz bir yandan da sağa sola bakınıp duruyorum, gözlerim çocukluk döneminde yaşadığım o evi arıyor, o ev duruyor muydu, her şey yerli yerinde miydi?,ya da ne kadar değişmişti,baktım, baktım baktım…boğazımda düğümlenen hıçkırıklar,daralan göğüs kafesim ve ben sadece yutkunabildim, bu günkü gibi resmi zihnimde cap canlı kalan, unutmadığım o resimdeki ev yoktu… bir kısmı yıkılmış diğer tarafı dayım garaj yapmıştı


Eve geçerken enfes kokular yayılıyordu etrafa, yengem yine o meşhur yemekleri yapıp masaya koymuş, o güzel yemekler bizi bekliyordu..:)
 
Bir yandan yemek yiyip bir yandan sohbet ederek baya bir vakit geçirmiştik. Artık yatma zamanı gelmişti çok yorulmuştuk, özelikle çocuklar için zordu, 13 saat arabanın içinde kalınca bitkin  düşmüşlerdi.

Banyodan sonra odalarımıza çekildik, kafamı yastığa koyduğum zaman heyecanım bitmiş değildi, içim kıpır kıpırdı inanamıyordum, hiçbir şey düşünmek istemiyor bir an önce uyuyup erkenden kalkıp köyü dolaşmak istiyordum.

Çocukların bağrışmaları odada yankı yapıyordu gözlerimi açmakta zorlanıyorum baba baba hadi kalk beni uyandırmaya çalışıyorlardı kendi güçleriyle.:))erken kalkmayı hedeflemiştim ama yol yorgunluğu buna engel oldu kalkamamıştım.:((

bir an önce dışarı çıkmak anılarımla baş başa olmak ve o havayı tenefüs etmek istiyordum. bizimkiler kahvaltılarını yapmış sadece benim tabağım duruyordu masada.

Ekmeğin arasına bir şeyler koyup dışarıya çıktım, hem yer hem gezer tıpkı çocukluğumdaki gibi, çocukken masa düzeni mi vardı sanki, ekmeğini alan dışarı..
büyük oğlumu yanıma alarak, ilk Maksut dedemlerin evinin önüne geldik gerçi fazla bir yol yoktu dayımın evinin hemen karşısıydı.:)

Evin damı çökmüş duvarlar yarıya kadar yıkılmış her şey iç içe girmiş…çocukluğumun oyun arkadaşları, özlemlerini çektiğim,  Bala, Aliriza Mustafa, Veysel, İsmail, Cafer ve diğerleri…  ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.


Annem ve Babam ayrı yaşadıkları için annemle ben, Mustafa  dayımlarla beraber yaşıyorduk, onlarla beraber geçirdiğim o günleri hayatım boyunca unutamayacağım, halen aklıma geldikçe çok duygulanırım…

dedemin evinin Sağında rahmetli, Ahmet dayıların yeni yapılmış evi solundan rahmetli, Hasan dedenin evi vardı, ev sağlam kalmış dayımları orayı kiler olarak kullanıyorlardı. Aşağıda dere kenarı ve birkaç kavak ağaçları vardı dere kurumuş ağaçlar kesilmiş eskisi gibi değildi dere içinde yüzdüğümüz oynaştıgımız minik kurbağları yakalamak için çaba harcadığımız o enerjili cocukluk dönemleri  şimdi yoklardı.

Akyarlar, Karabayır ve Yılmaz’ların evının arasından, Kışey dayının evine giden yolu üzerinde, Sefer abinin evinin arka yokuşuna baktıgımda, kışları karda kaydığımız ve  yaptıklarımız aklıma geldi. Muşamba bulan doğru tepeye koşar,  kayar tekrar yukarı cıkardık, bu arada çoraplarımız, pantolonlarımız ve  üstümüzün hepsi sırılsıklam olurdu. eve koşarak  sobanın etrafına pinekler çoraplarımızı çıkartır yanlara koyar bir yandan da  üstümüzü kuruturduk. Alev alev yanan sobanın üstüne ekmekleri kızartıp yedığımız o muhteşem anlar...


Köy meydanına gelene kadar gördüğüm evlerin çoğu yıkılmış, taş ve toprak yığınlarına dönüşmüşlerdi, insanı hüzünlendiren bir görüntüydü gerçi dayım yeni yerlere evlerin yeniden yapıldığını, bazılarının onarıldığını söylemişti önceden ama insan görünce yine de tuhaf oluyo ve şu soruyu soruyo…bir zamanlar burada yaşayanlar şimdi nerde ve nasıllar, hayattalar mı yoksa?

İçim daralıyordu ne yapacağımı bilemedim kendimi toplamaya çalıştım.

Meydana  vardığımızda, çeşmenın yenı yapılmış halini gördüm, bir çok şey gibi oda değişmişti ve çocukluğumdaki gibi akmıyordu, ya da bana öyle geldi Bu meydan ve bu çeşme Köyümüzün kalbiydı çocukların  oyun oynadığı, gençlerin buluşma ve büyüklerin sohbet ettıgı ve düğünlerimizin vazgeçilmez yeriydi,  kısacası bu meydan ve çeşme köyün gözü kulagı sesı herşeyiydi.

Çeşmeden  yukarı ağır ağır yürüyoruz malum oğlum elindem tutmuş sallana sallana gidiyoruz, Hüseyin (qolay kaski ) dedemin evini arıyorum zorlandım, çünkü amcalarım önüne ve yanına ev yapmış o yüzden ilk baktığımda göremedim, biraz daha ilerledğimizde amcamların evlerini arkamıza alınca dedemin evi ile  yüz yüze geldik, evin arka ve yanları yıkılmış ön cephesi eskisi gibi sapa sağlam duruyordu.

Eve yaklaştıkça duygularım alt üst oldu, titremeye başladım, duvarın sağına soluna, pencere kenarlarına,taşına ,sıvasına, her noktasına, ellerimle dokunmak...çocukluguma, hayallerime ama daha da önemlisi dedemin el izlerine dokunmuşcasına dokundum, yandı avuçlarım,..dokundugum dedemin eli,onun sesi, gözleriydi…Ağzında sigarası, başında yan duran şapkası, yaşamın yüzünde bıraktığı derin çizgili alnı, kavruk yüzü ve hasretle bakan gözleriyle, tam karşımdaydı şimdi, bakıyordu bana,  uzattı elini ve…. evine hoş geldin Gülalim... o an tutamadım kendimi..

Köyden ayrılırken, en son, Qolay Kaski dedemlerde kalmıştım,ara ara  gidip geldiğimden ,ortalama iki yılımı burada geçirmiştim.Oğluma dönüp;

-bak oğlum bi süre yaşadığım, dedemin evi burası, dedim demesine ama  anladı mı bilmiyorum malum hünüz çok küçük…


Dedemlerin evinin yan çaprazında, Kaynak’ların evinin arkasındaki harman yerinde oynadığımız oyunlar, büyüklerimizin kendi aralarında yaptıkları maçlar ve kavak ağaçlarının yoğun  gölgelikleri ile yemyeşil bir alan, az yukarıda da  Yelkenlere ait olan, gürül gürül akan çeşme.

Yavaş yavaş köyün diğer taraflarını gezmeye başladık, üzerinde yürüdüğümüz bu tozlu topraklı yollarının her karışında, ayak izlerimiz ve tozlu dumanlı anılar, anılar…

Her adım attıkça, tüm çocukluk arkadaşlarım, akrabalarımız ve komşularımız geliyordu aklıma, her biriyle yaşanmış farklı anılar..

Köyümüz kıraç topraklarda ekincilik ve hayvancılıktan başka işler yapılamıyordu koşullar el verişli olmadığı için, herkes farklı bölgelere ekmek kavgası mücadelesi vermek için göç etmişlerdi.

Eminim  onlar da benim gibi, köye geldiklerinde  aynı heyecanı, sevinci ve hüzünü bu karmaşık ruh halini yaşıyorlardır.

Bundan yirmi sene veya belki daha fazla tam hatırımda kalmamış bizimkiler yani köylülerimiz köye geri dönüş işaretini vermişler, ilk işleri yıkılan evleri onarıp ya da yerine yeni evler yaparak başlamışlar. Her yıl, bahar aylarında gelip, güz sonuna kadar burada  kalıyorlar tatillerini burada geçiriyorlardı.


Mezarlıklara vardıgımızda, eski mezar taşlarının yerine, yenilerinin yapıldığını gördüm. Tek tek dokundum başucu taşlarına , her dokunuşta, tüm tanıdıklarımın, gülüşleri, kızgınlıkları, hüzünlü hareketleri tek tek geldi aklıma.

Köyümüzden ne kadar ayrı kalsakta ne kadar uzakta olsakta asla köyümüzden vazgeçemiyoruz ve vazgeçmeyeceğizde, ne kadar kötü bir yaşantımız ve fakirlik olsada hatırlamak ıstemediğimiz yanları ile hep o anı yaşamak istediğmiz yanlarıda vardı ama, kesın olan şuydu bir gün muhakak gelecegimiz son nokta, başlangıç yaptıgımız yerdi burası.

Eve doğru yol aldık, hava çok sıcak, içimde hala anlayamadığım bir eksiklik var ama ne? …çözemedim. Kafamda tekrar edip durdum nedir? Diye,  tamam köyün her tarafını gezdim, gördüm, çoğu kez hüzünlendim, sevindim ama bir eksiklik vardı ve ben ne olduğunu hala çözememiştim…

Değirmen yolundan köye doğru yürürken, kafamdaki, eksiklik hissettiğim şeyi ancak üçüncü gün sonrası bulabildim…derin bir nefes alıp, avaz avaz bağırarak, işte buradayım…duyun, görün beni…


Çok şeyler değişmişti, daha da değişecekti ve bu değişim bizi (adına büyümek diyorlar) geçmişe özlemle sınayıp, duracaktı.. O  ruh, dostluklar, neşeler, hüzünler eski evler, dedelerimiz, babalarımız, ve ninelerimiz yoktu artık, ama anılarımız bugünkü gibi tazeydi ve öyle kalacağına olan inancım tamdı…

 


Benim ve sizin de eksikliğini hissettiğiniz insanlarda buluşmak, hasret çeken tüm yüreklere hediyem olsun, kıraç topraklarımdaki, TÜM BAHARLARA…

Güray Sönmez




Yorum Yazmak İçin Lütfen Giriş Yapınız.



Buraya Sponsorlar ve ilanlar alınacaktır.